Hayatım boyunca süren yazma isteğimin, hiçbir zaman bir düzen içerisinde ilerlemeyen ve her seferinde de; başarısızlıkla sonuçlanan günlük tutma çabalarımın sanal alemdeki yansıması...

Bildiğim en doğru yerden başladım yazmaya, kendimden.

27 Nisan 2017 Perşembe

Fötr şapka da neyin nesi?

28 Mayıs evlilik yıldönümümüz, esas adamı ilk gördüğüm ve aşık olduğum andan itibaren geçen dolu dolu 6 yılın ardından; aşkımız minik bir bedende atacak kalbi, canlı bir kanıtı hak ediyor artık...
Bir bebeğimiz olsun istiyorum. Biraz benden, biraz esas adamdan, biraz da nereden geldiğine anlam veremeyeceğimiz kendine has özellikleriyle; şöyle ortaya karışık minik bir kalp. Ailemize yeni nefes, evimize üçüncü, bir gürültücü..
Akşamları eve gelişini iple çekerek geçti ilk yılım, kalan ömrümün de bu şekilde geçmesini diliyorum. Evet kapıyı açtığımda Marilyn gibi olmayabilirim, kendisi de fötr şapka ile gezmiyor ortalıkta ama her kapıyı açtığımda gözlerimin içi gülüyor, umarım bunu farkediyordur... Fötr şapkanın bir anlamı yok yani... Grand tuvalet de olsan, ev temizliğinden kalan eski pijama altı ve klorak lekesi bol temizlik tshirt'üyle de olsan "belirtmeliyim ki her kadının mutlaka böyle klorak lekesinden geçilmeyen bir temizlik tshirtü vardır" kapıyı açtığında gözlerinin içi gülmeli insanın...

Yıldönümümüz için kendine ait geliri olmayan "ev hanımı" trajedisiyle ne yapacağımı, ne hediye alacağımı hadi onu da geçtim nasıl finanse edeceğimi bilmezken aslında içim öyle derin, öyle duygusalım ki. İçimi açıp baksaydı; öyle böyle değil mutlu olurdu...Demek ki hiç de boşuna yazmamış Nazım.

Sana tahtadan birşeyler oymalıyım yine:
bir çekmece,
bir yüzük,
ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.
Ve hemen 
fırlayarak yerimden
penceremde demirlere yapışarak
hürriyetin süt beyaz maviliğine
sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım...

8 Nisan 2017 Cumartesi

Pancar sebzelerin en keskinidir...


Doğduğumuz zaman yuvarlak, keskin, saf bir yüzümüz vardır. İçimizde evren bilincinin kırmızı ateşi yanar durur. Ama yavaş yavaş bizi, analar babalar yer; okullar yutar, sosyal kuruluşlar emer, kötü alışkanlıklar kemirir, yaş ise tüketir. Sindirildiğimiz zaman, tıpki ineklerdeki gibi altı mideden geçtiğimiz zaman, pis bir kahverengi tonunda çıkarız.

Pancardan almamız gereken esas ders şudur: İnsan, yanağındaki ilahi renge, içindeki doğal pembeliğe sarılmalı; yoksa kahverengiye dönüşür. Kahverengi olmak da, insanın masmavi kesildiğinin resmidir. Onun da ne anlama geldiğini bilirsiniz;
Çivit.
Çivitiyor.
Çivitti.
(Tom Robbins'in Parfümün Dansı adlı romanından...)

6 Nisan 2017 Perşembe

MUTLU OLMAYI BİLİYORUM...

Blog yazmak zor zanaat. Özellikle bir müddet ara verdikten sonra biraz daha güçleşiyor. Hangisinden başlayacağını bilememek,seçememek.. Uzun sayılabilecek aralardan sonra körelmişlik duygusuna kapılmak, işte artık adı her neyse...Hayat olabildiğince hızıyla devam ediyor. Zaman çok çabuk geçiyor, çok çabuk. Her şey yolunda,yerli yerinde,tıkırında; artık adı her neyse...

Evlendikten sonra Konya'ya yerleşmiş olmak benim için zor oldu. Dolu dolu on aydır burada yaşıyoruz. İzmirli kara hasret ben; burada kara doydum, çok güzel bir kış geçirdik... Fotograf geçirdiğimiz güzel kıştan bir hatıra...

Evimiz çok güzel, Serhatbebeğin işine de yakın.Benim için hayat evden ibaret.Çalışmıyorum, çalışmayı da düşünmüyorum.

Vaktimin çoğunu günlük ev işleriyle geçiriyorum. Kendim için ayırdığım boş zamanlarımda balkonumda oturmayı çok seviyorum. Caddeye bakan güzel bir balkonum var. Daha doğrusu Konya'da evlerin çoğunda fazlasıyla balkon var. 3 oda 1 salon evimiz, 4 balkon, 2 banyo, kocaman bir mutfak. Evimi çok seviyorum, o yüzden bütün gün evde olmaktan şikayetçi değilim.Serhatbebek iki haftada bir Pazar günleri tatil yapıyor. Bu şantiye mimarlığında haftasonu tatili sistemi pek iç açıcı değil.

Zaman zaman annem,babam,anneannem,köpüşüm şegi hepbirlikte Konya'ya bana yatılı ziyarete geliyorlar. Şegiyi evlenirken, onlara emanet ettim. Hepsini çok çok özlüyorum. Bazen onlar geliyor, bazen de ben onlara gidiyorum. Gurbette olmanın en zor yanı aileni özlemek, memleketini; İzmir'in o deniz kokan sokaklarını özlemek. Nereye gidersen git hiçbir sokağın denize çıkmadığını bilmek, kimsenizin olmadığı gurbette kapınız çaldığında yanlış çalmıştır düşüncesiyle bakmamak...Hiç kimseyi arkadaş edinememek, her zaman beraber olduğun arkadaşlarının yerini asla dolduramayacakları düşüncesiyle herkese bir adım ötede durmayı tercih etmek. Hiçbir sokağın, hiçbir suretin tanıdık gelmemesi, insanını çevresini yabancılaması, olabildiğince kıyıda köşede fark edilmeden alışverişini yapıp evine yol almak. Gurbetin adı gurbet, kalanı koskoca bir yabancılık.

Serhatbebekle çok mutluyum, hem arkadaşım, hem annem babam, hem sevgilim, eşim, hayat arkadaşım herşey ''o''. Düşünüyorum da bazen; biz onunla koskocaman bir aile olmayı 6 yıl önce başarmışız aslında.

Birkaç takipçim gurbette gelin olmak temalı sorularını mail yoluyla ulaştırmışlar, hem görüşlerime önem verdiklerini bilmekten mutluluk duydum, hem de yüzümde tatlı bir gülümsemeyle cevaplamaktan geri kalmadım. Bu yazı da neler yapmakta olduğum üzerineyken, bir anda gurbet temalı keşmekeş bir serzenişe dönüştü. Biraz daha detaylı yazmak istiyorum Konya'da gurbetçi olmayı. Bir başka kaleme nasipse..

Türkiye'nin dört bir yanında nasıl bahar çiçekleri açıyorsa, burada da açıyor en nihayetinde.
Konya'ya da bahar gelmiyor mu, elbet geliyor. Kocaman mutlu bir yazı şimdiden bize müjdeliyor. Bazen çiçek açan ağaçları görmek için markete gitmeyi bahane ediyorum.

Nereye gidersem gideyim, mutlu olmayı biliyorum...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...