Hayatım boyunca süren yazma isteğimin, hiçbir zaman bir düzen içerisinde ilerlemeyen ve her seferinde de; başarısızlıkla sonuçlanan günlük tutma çabalarımın sanal alemdeki yansıması...

Bildiğim en doğru yerden başladım yazmaya, kendimden.

3 Nisan 2014 Perşembe

Kabak tadı vermeme ramak kaldı...

Saatler ileri alındığından beri kendime gelemedim desem yeridir; günler uzadı geceler kısaldı ve Bir Delinin Pembe Defteri her zaman olduğundan daha fazla Garfield tembellik moduna adaptasyonunu sağladı...
Her neyse; şu sıralar kafamda dönüp dolaşan tilkilerden biri de blog yazılarım hakkında.Açıkçası yedim, içtim, gördüm, gezdim, eğlendik, oynadık yazıları niteliğinde birbirini kovalayan günceler ile kabak tadı vermemek gerekiyor bloglarda.

Güncelerim günceleriniz olsun istiyorum aynı zamanda.Benim olan-bitenlerim sizlere de bir şeyler ifade etsin; böylelikle her satırda kendinizden pay biçmek bir tık daha kolay olsun istiyorum..Bunlarla da kalmayıp; anlattıklarımın ya da daha mütevazi bir deyişle anlatmaya gayret gösterdiklerimin bir yandan da sizler için bilgi niteliğini taşımasını arzu ediyorum.

Bu yüzdendir ki; yorgun,düşünceli ya da hasta olduğum zamanlar yazmaktan kaçınırken bir yandan da kendimi bir yayın hazırlarken bulabiliyorum.İşte o an bu an!

CNN'de konuşmakta olan Mahsur Yavaş'a kulak kabartıyorum bir yandan; içim daha da bir sıkılıyor..Allah adama sabır versin! Bir yandan da trafoya kaçan kediler aklıma geliyor; kediye kızıyorum...Ben bu KEDİ'lere bir anlam veremiyorum; üzülüyorum. Garfield modumdan çıkıyorum ve bir kez daha KEDİ'ye kızıyorum!

Klavye üzerinde ışıldayan alyansıma bakıyorum; "Nişana az kaldı" diyorum kendi kendime.Kafamdaki hazırlıkların üzerinden bir el daha geçiyorum.

Canım kızım Şegi (benim pati patim; benim köpüşüm) uyumakta; hayatından memnun; annem yine bebeklik örtümü üzerine örtmüş.

İçeride balık kızartıyor annem; kızarırken kokusunu sevmiyorum; aynı koku masada yerini aldığında ise bir davete dönüşüyor benim için, garip...Sözlüm çok sever; onun için de yiyeyim.

Dedem pek iyi değil; aynı evin içinde yaşıyoruz sonuçta...E yaşlandı görüyor gözün; anlıyorsun iyi olmadığını.Salı günü hastaneye yatacakmış; offf canım sıkıldı yine

Ha bir de kansızlık mı var bende ne? Ellerim ayaklarım hep buz...Yine ayaklarım buz kesmiş; sonra karnım ağrıyor, e ağrır tabi taşlara basarsam.

En iyisi ben gideyim de; bir çorap giyeyim..

Bir Delinin Pembe Defteri 20:05 itibariyle çorap giymeye giderken; görevi son ütücüye devretti.


4 yorum:

  1. Ama ben günlük tadında hikayeleri okumaktan çok keyif alıyorum, hiçbir kabak tadı da almıyorum ayrıca, gayet leziz :)) Farklı insanların, farklı hayatları, olayları ve o olaylar karşısındaki duruşları, yanıtları bana çok ilginç geliyor... Hatta güncel olaylardan daha verimli gibi ;)

    YanıtlaSil
  2. bahar her zaman duyguların değiştiği , yorgunlukların arttığı bir dönem:) Ben de ne zman akşam olcak gitsem de yatsam modundayım sürekli:) Bence seni okumak keyifli hiç dert etme o konuyu:)

    YanıtlaSil
  3. Saatlerin ileri alınmasından mıdır bahardan mıdır aynı şeyleri yaşıyorum. Sürekli bir halsizlik var ve günler çok çabuk bitiyor :/

    YanıtlaSil
  4. Kızlı Erkekli Kedili; sanırım haklısın, ayaklarım üşüyünce umutsuzluğa kapıldım herhalde ;)

    Aylincim; umarım uykunu alırsın en kısa sürede:)

    Fildişinden Kule; bahar depresyonundan çıktığımız an koca bir yazı kucaklamış olacağız neyse ki; diren :)

    YanıtlaSil

♥♥♥ dahiyane fikrini paylaş ve görevi son ütücüye devret ♥♥♥

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...